SABAH

​Yine yalnız uyanacaksın bu sabah Belki kalabalıksın ama için yapayalnız Pencerenden odana dolan havaya bakacaksın Kafan karma karışık O kadar alışmışsınki yalnızlığa Haykırıyorsun etrafındakilere Yalnızlığın sarhoşluğuyla, Bilinçsizce -Yalnızım ve ölüyorum! Bende uyanacağım sabaha Kalabalık olmayacağım belki ama Aklım kalabalık, Ruhum ve bedenim yorgun Sabahlarım belirsiz İçime konuşmaktan belki, Yalnızlıktan…  Sonra o sabah… Martı çığlıkları kulağımızda…

KARMAŞANIN İÇİNDE

Rüzgarın hissettirdiklerini unutmamak için her gün farklı bir yoldan giderim varılacak yere. Her bir günün yeni olduğunu hissederim tüm benliğimde. Bir su birikintisinde görebilmişsem bulutların arasında kaybolup giden dalları, şanslı hissederim kendimi. Bir karganın gözlerine bakabilmişsem, sabahı paylaşmış… Mevsimlerin geçişini pencereden izlerken zamanın gerçekliği sarar etrafımı. Martıların sesini duyarım yaprakların ardından. Bir tramvay kayıp gider…

RENKLER

Gözünü kapadığında oluşan renkli izlerim ben Karanlığın içinde süzülen mürekkep! Hızla şekil değiştiren Tutamazsın beni Ben tutamam göz kapaklarını Ah o ıslak göz kapakların Yorgun, üzgün, kırılmış… Sen bir insana Ben insanlığa Özlemişim, diyorum bir yabancıya Sarılıyorum, sıvazlıyorum sırtını Aslında özlemedim Aslında nereden çıktı bu karşılaşma dedim Yalancıyım Biliyorsun!

GÖKYÜZÜNDE SON DANS

karanlık… titreşti ışıklar bir yaprak daha düştü kimse bilmedi derin bir boşluk… saatler akıyor günler geçiyor ama duruyor içimdeki kaskatı gün geçtikçe yer ediyor nefes almakta güçlük çekiyorum zaman geldi diyor ama gitme! dokunamıyorum, konuşamıyorum çınarlar cadde boyu, görkemle hışırdıyorlar sadece o gündeyim onun gittiği gün. soğuk göz yaşım eriyor yanağımdan boynuma doğru bir yol…

SİYAH

Dünyanın ağırlığından uzaklaşıp bulutlarda yüzüyorum. Soğuk bir kış. Siyah paltoma sarınmış yürüyorum ıslak taşların üzerinde. Sarı lamba aydınlatmaya başlıyor onları. Başka bir zaman ve başka bir yer oluyor sana geldiğim yol. Minik yuvarlak bir vazo var masanın üzerinde. Küçük bir mum aydınlatıyor içindeki suyu. Seni bekliyorum mum ışığı yüzüme vururken. Bir kar tanesi düşüyor sarı…

SOĞUK

Sonra yeter dedi, ruhumun röntgenini çekmekten vazgeç! Bir rüzgar esti, balkondaki zil titreşti aramıza bir iki üç… (sayamadım)  katman girdi. Anathema dinlerken sarılıp uyuduğumuz günden çok uzaktaydık artık. Bir yudum daha aldı kahvesinden. Sokak lambası aydınlatırken yüzünü yanağındaki çukurda kayboldum. Işıklar içinde yüzdüm kıyı boyunca. Martılar geçti sonbahar ülkesinden. Gözlerimin içine baktı, çöz artık ayaklarındaki…

KIYININ SOKAKLARI

Zamanın olmadığı yer ve yalnızca dördümüz… Tüm soyutlanmışlığımızla gerçeklikten kaçıp geldiğimiz sahil kasabasında hissettik yitip gitmek üzere olan anlamları. Hepimizin kulağında farklı bir şarkı çalıyordu günü bitirirken ama birlikteydik, yan yana… Kocaman şehrin zehrini yolda akıttık. İstesek de o zehir işlemezdi geldiğimiz bu yere,getirmekte istemiyorduk zaten. Kasabanın kokusunu içimize çektik, kumların arasında yeşeren papatyaları doldurduk…

YAZ Kİ

Yaz ki ısınsın soğuyan ellerim, üşüyen gözlerim Ruhunu akıt ki kağıtlara, yarın soluk kuytusundan çıksın dışarıya. Sen akıtmaya devam et ki ırmağın başladığı yere gideyim, orada tüm hayatı bulayım. Bulanık benliğim berraklaşsın ve içimdeki mercanları keşfedelim, sen ellerinle onları alıp güneşe tut, tüm parlaklıkları yayılıp karanlığı yok edene, sen ve ben ısınana dek… Sen yazarken…

ADA

‘En güzel film kendi gözlerimizle çektiğimiz film değil midir?’  dedi adam. Sessizce izlediler eşsiz tınılar eşliğinde kızıl güneşin yavaş solukla kayboluşunu büyülü adanın ardında. Sonra coşkun sesleriyle batan güneşi içlerine doldurarak ‘shine on you crazy diamond’ diye seslendiler denizin kıvrımlarındaki esintiye,gelinciklerin arasından. İşte hayat böylesi dolu dolu yaşanmalıydı. Her an hisle iz bırakmalıydı içlerine.’Öleceğim zaman…

KABARCIKLARIN İÇİNDE

Güneş okuduğu kelimelerden okumadıklarına doğru akarken,kitabın sayfasını tutan parmaklarının ısınmasını heyecanla bekledi.Güneşin ruhunu ısıtışıyla uyuya kalan yanındakiyse derin derin nefes alıp vererek eşlik ediyordu onun tatlı heyecanına fark etmeden. Okumaya devam etti gün ışığı gölgeye dönerken sayfalarda.Her bir kelimeyi sıcak bir esintiyle okuyordu denize,altlarındaki küçük taşlara ve uyuyana…

ROKA GÜN

Roka gün, perdeler havalanmıyor yağmur yağarken Boğucu havanın ortasında zorunlu olana yolculuk ediyorum. Yol bu şekilde harcanmamalı diye düşünüyorum… Radyodaki iğrenç sesler kulaklarımın arasından sızıp Nick Cave’in güzel sesini yok etmeye çalışıyor, etrafımdaki insanların içime sızmaya çalıştığı gibi… Gidiyorum bu roka günde bilinen yere, içimse günün berrak olduğu o yere gitmek için uğraşıyor. Az sonra…

UYANIK KALAN

Dünya dönüyor,zaman akıyor. Pembeler,turuncular,sarılar,gök mavileri… Ve bir kuş daha ardında titrek bir dal bırakarak gitti penceremin önünden. Dünya tekrar ısınmaya başladı içimde. Bir dahaki karanlığı düşünmeden, şimdinin güzelliğini emiyorum tüm ruhumla. Unutuyorum her şeyi tüm bu olanları hissederken.