UYANAMADI


Çok büyük bir kalabalık… Güzel evin, küçük odasına doluşmuş. Kimi oturuyor,kimi ayakta konuşuyor bir başkasıyla. Neden diyor, neden bu kadar anlamsız ve alakasız insan yan yana? Dünya böyle akıyor diye içinden geçiriyor. O tüm bunları düşünürken arkadaşlarıyla oturdukları terasa bir başka grup geliyor, onun tanımadığı diğerlerininse çok samimi olduğu. Hepsiyle teker teker tanışıyor. Her biri onu yıllardır tanıyormuş gibi sarılıyorlar, öpüyorlar yanaklarını tüm iyilikleriyle. Yanaklarında bıraktıkları iz hoşuna gitmiyor. Saçlarından süzülüp tenine değen parfüm mutsuz ediyor her tekrarda onu.
Sonra bir başkası başıyla selam veriyor. Rüzgarın kaldırımdan hızlıca geçişi gibi değiyorlar birbirlerine. Yazın serinliği ürpertirken kollarını, oturuyor adam onun ayaklarını uzattığı ahşap parapete. Ona yerin altındaki gizli mağarayı anlatmak istiyor. Anlatmak istiyor oradaki mezarları ve çevreye yaydığı iğrenç kokuları, iğrenç kelimeler arasında. Söylemek istiyor zorunlulukların bir bir battığını tenine. İğneler karartıyor tenini ama o önündeki zehirden bir yudum alıyor. Neden içiyor, bilmiyor.
Bakıyor karşısındaki adama, kalemi tutuşunu ve kağıtta bıraktığı hızlı ama yumuşak darbeleri hissederek. İlk defa kalabalığın içerisinde boğulmadığını hissediyor. Herkes bir biri ile konuşurken gerçekten gözlerinin içine baksa da onu parmaklarını izleyebilsem, diyor. İzleyemiyor. Üzülüyor. Kağıttan izlediği denizin giderek büyüyen dalgaları arasında adamın yansımasını görüyor. Uyurken alt dudağının sağa doğru hafifçe kaydığını ve sonra ona capcanlı bir çiçek verdiğini. Kendi ellerini görüyor, çiçeği tutuşunu ve ardındaki gülümseyişini. Kağıttaki dalga köpürüyor ve bir rüzgar savruluyor. Küçük su damlacıkları yüzlerini ıslatırken gelen tatlı rüzgar sıyrılıp savruluyor vücutlardan vücutlara. Gözlerini yavaşça kapatıyor ciğerleri sıcacık olup yanarken. Bedeni ağırlaşıyor, tutamıyor başını. Düşüyor bir rüyanın içine, bir otobüse… Bakıyor etrafına yeni uyanmış olmanın getirdiği mahmurlukla. Daha önce burada mıydım, yoksa rüyamı görüyorum diye düşünürken otobüsün mola verdiğini anlıyor. Herkes nefes almak için aşağıya inerken bir grup erkekle baş başa kalıyor otobüste. ” Annem nerede? ” diyor titrek sesiyle. Tam çıkacakken otobüsten önüne atlıyor erkekler, yolunu kapatıyorlar. Korkuyor erkeklerden, onların hayvansı duygularından. Bakıyor yüzlerine, tükürürcesine gözlerine. Hepsi canavarlaşıyor, hırıltılar başlıyor sigaradan yanmış ses tellerinin ve sarı dişlerinin arasından. Çıkmak istiyor, kapı kapanıyor. Çıkamıyor. Yüzleri yara bere içinde hırıltılı adamlar boğuyor otobüsü. Saklanıyor kavuğuna, dönmeye çalışıyor gerçekliğine. Dev adamın püskürttüğü gerçeklik, saç tellerinde erimeye başladığı anda öğreniyordu isminin Deniz olduğunu. Denizi resmeden adamı düşünmeye başlıyor. Sırtını döndüğü hızlı ama yumuşak dokunuşları olan denizi de… Uyanmaya çalışıyor bir rüyadan. Bir çaba, bir soluk, bir nefes hadi! Uyanamadı…

Reklamlar

One Comment Kendi yorumunu ekle

  1. nmeliseraydin dedi ki:

    Reblogged this on Belka'nın Hareketli Gözler Serisi.

    Beğen

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s