PINAR’IN VANİLYA KOKULU DÜNYASI


Pınar Ünlütürk
Pınar Ünlütürk

Pinar’s Desserts adlı blogu açmasıyla mutfak dünyasında tanınan, Ver Fırına gibi televizyon programlarına katılan Pınar Ünlütürk ile blogundan, yaptığı tatlıları birer sanat nesnesine dönüştüren süslemelerinden ve fotoğraflarından konuştuk.

Dünya mutfağından çeşitli tarifler denemeye ne zaman başladın ve devamında blog açma fikri nasıl ortaya çıktı?

Yurt dışında uzun yıllar yaşadığımız için çocuklar oranın lezzetlerine çok alışkınlardı. Biz de ailecek mutfağa meraklı insanlar olduğumuz için Newyork’ ta bir çok değişik ülkenin birçok değişik mutfağını ziyaret etme şansı buldum. Bu da benim ufkumu açtı. Daha çok lezzet öğrenmeliyim dedim kendi kendime. Yediğim yiyeceğin tadına bakarak içinde neler olduğunu bulmaya çalışıyordum. Bir oyun gibiydi bu benim için, bulunca da çok mutlu oluyordum.
Türkiye’ye döndükten sonra buranın lezzetleriyle Amerika’nın lezzetleri arasında çok büyük bir fark olduğunu anladım. Çocuklar çok yadırgadılar çoğu yiyeceği. Amerika’yı çok arıyorlardı. Hiç olmazsa oradaki yemekleri yapayım, o sıkıntılı dönemleri daha rahat atlatsınlar derken nasıl olduğunu anlamadan kendimi daha yoğun bir şekilde mutfağın içinde buldum. Ben de yaşadığım sıkıntılı zamanları mutfakta yemek yaparken atlattım.Zaten çocukluğumdan beri mutfakta olmaktan deli gibi zevk alıyordum. Ama eskiden yemek, tatlı her şey bana zevk verirken zamanla bir baktım ki tatlılar, pastalar, turtalar yapmak beni daha çok mutlu ediyor ve tatlıya yöneldim. Sonra çok fazla yapıp beğeni alınca da,çevremde ki insanlar tarafından neden bir blog açmıyorsun şeklinde sorular gelmeye başladı,tarif istiyorlardı hep… Bir gece saat 12 gibi küçük oğluma dedimki bana blog aç. O da yapamazsın anne, sen sıkılırsın dedi. Ben sıkılırsam sıkılırım sen aç dedim. Bir yazdım iki yazdım, birkaç kişiyle tanıştım derken nasıl olduğunu anlamadım, çok sevildi. Değişik bir çevreye girdim çok değişik insanlarla tanıştım. Bu sefer mutfak aşkım daha çok kabardı. Ben kendi yaptıklarımı daha çok beğendikçe daha çok yapmak istedim.

Tatlıların lezzetlerinin yanında sunumlarına da çok değer verdiğini yaptığın süslemelerden ve çektiğin fotoğraflardan görebiliyorum. Bu bağlamda ürettiklerini sanat olarak mı görüyorsun?

Yani aslında kendimi bu konuda tebrik ediyorum. -gülüşmeler- Belki sanatçılık değil bu ama yaptığım şeyden daha çok vakit harcıyorum süsleme ve fotoğraflara. Ve fotoğraf çekmek bir işkenceye dönüşebiliyor bazen.
Sanat olup olmaması konusuna gelirsek sanat çok geniş bir kavram. Ben kendimi bu alanda çok geliştirdiğime inanıyorum. Bu sunum ve görselleri ortaya koymak için inanılmaz derecede araştırma yapıyorum. En son yaptığım portakallı kekin süslemesi için mesela kırtasiyeden gramafon kağıdı aldım, o kekin sunumunda gördüğüm kağıt değildi ama ben onu buldum ve onunla yaptım. Ve şöyle bir şey var ben yapacaklarımı önceden tasarlamıyorum. O anda içimden geldiği gibi davranıyorum ve o zaman daha güzel bir ürün ortaya çıkıyor. Tüm bunları düşündüğümde bir üretim söz konusu olduğu için sanat oluyor herhalde. -gülüşmler-

Yiyeceklerin sunumunda süslemenin önemi nedir?

Sunumun kesinlikle çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yapılan lezzeti, sunumunun göstermesi gerekiyor. Yani öyle bir sunacaksın ki onu, bakan diyecek ki evet bunun içindeki de çok lezzetli. Bu yapılan şeker hamurlu şeylerin mesela ne kadar suni olduğunu biliyoruz. O şeker hamuruyla her şeyi yapabilirsin ama içini çözemiyorsun. Bunun içi nasıldır sorusu hep bir muamma kalıyor. Fakat benim yaptığım süslemelerde her şey ortada. Kekini de görüyorsun, kremayı da görüyorsun… Her şey gözünün önünde ve algılayabiliyorsun. Aynı şekilde fotoğrafta da bu hassasiyeti gösteriyorum. Muhteşem bir şey yapsan da onun fotoğrafını karanlık çektiğin zaman yaptığın şey çok berbat bir şey gibi algılanabilir. Bu tarz ince detaylara dikkat edersen, görüntüsüyle birde lezzetiyle dersin ve dört dörtlük bir ürün çıkartırsın ortaya.

Yapmış olduğun süslemelerin üretim aşamasından biraz bahseder misin, yani onları kitaplardan ve bloglardan mı öğrenip yapıyorsun yoksa bu içinden mi geliyor?

Hepsi kitaplardan ve bloglardan öğrendiğim süslemeler değil aslında. Bire bir uygulamıyorum hiçbir şeyi. Yani ben bu keki yapacağım üstüne de bu süslemeyi yapacağım şeklinde bir üretim aşaması gerçekleştirmiyorum. Sürekli olarak süslemelere bakıyorum, okuyorum, araştırıyorum ve sonra yapım aşamasında görsel hafızama kaydettiklerim ortaya çıkıyor. Süslemede en çok sevdiğim şey canlı çiçektir aynı şekilde yaprak… Bahçeden çok fazla yaprak topluyorum süslemeler için. Bunlarla renk veriyorum tatlılarıma. O yeşil rengi çok hoş duruyor.

Bugün dönüp baktığın zaman ilk süslemelerin ile şimdi yaptıkların arasında nasıl bir değişim var?

Çok büyük bir fark var. Her şeyde fark var lezzetinden, süslemesine, fotoğrafına kadar… Hepsinde çok ilerledim.

Ne kadar bir zamanda oldu bu ilerleme?

Tabi uzun yıllardır mutfakta olduğum süre içinde. Ama bu işi ciddiye almamla birlikte bir yıl… Özellikle son 6 ay diyebilirim. Artık daha çok ayırt edebiliyorum çoğu şeyi. Tariflerle daha çok oynayabiliyorum. Eskiden cesaret edemezdim, 30 gramsa 30 gramdı benim için. Ama artık kıvamından, akışkanlığından anlayabiliyorum. 5 – 6 tarifi bir araya getirip yeni bir ürün çıkartabiliyorum.

Fotoğraflara baktığım zaman tatlılarının bir kimliği olduğunu hissediyorum, sen böyle bir tarz yarattığını düşünüyor musun?

Evet,düşünüyorum. Birçok kişiden tatlılarımın fotoğraflarını gördükleri zaman benim tatlım olduğunu anladıklarına dair geri dönüşler alıyorum. Bu size ait, biz bunu biliyoruz diyorlar. Örneğin bir takipçim, “dünyanın herhangi bir yerine gitsem ve siz oraya bir pasta vermiş olsanız hiç tereddütsüz derim ki evet bu Pınar Hanım’ ın pastası” diyor. Ve bir gün bir mail aldım o beni çok mutlu etmişti. ODTÜ Gastronomi grubundan mail aldım. Mailde şöyle diyorlardı; “Pınar Hanım sizi uzun süredir takip ediyoruz. Tatlı sanatına getirdiğiniz yenilikçi tutumunuzdan dolayı sizin artık bir etiket sahibi olduğunuzu düşünüyoruz. Bunu yapmanızdan dolayı sizi tebrik ediyoruz, sizinle çalışmak istiyoruz.” Çok hoşuma gitmişti bu mail. Ve fotoğraflarımın çalınabileceğini de çok düşünmüyorum. Çünkü o fotoğrafın bana ait olduğunu biliyorlar, bu çok güzel bir şey.

Fotoğrafları çekerken nelere dikkat ediyorsun?

Işık en önemlisi. Sanırım delirtecek beni bu ışık ! -gülüşmeler- Ve çok net çekebilmek. Aynı zamanda çok obje kullanmak taraftarı değilim. Çünkü fotoğrafa bakarken insanın gözü yiyecekten çok o objeye kayıyor. Ben genelde düz zemin tercih ediyorum. Desenli tabaklar yerine beyaz, düz tabaklar kullanıyorumki benim ürünüm ön plana çıksın, kendini göstersin benim tek derdim bu. Tabi bunların hepsini ürünlerime çok güvendiğim için yapıyorum.Obje kullanmıyor değilim ama daha flu oluyorlar. Zaten yaptığım şeyler çok gösterişli olduğu için insanların dikkatini çekiyor.

Sunumun dışında yaptığın tariflerin kökenine kadar derinlemesine bir araştırma yapıyorsun. Bu senin tatlılarına neler katıyor?

Lezzetinden çok bana mutluluk veriyor bunları araştırmak, öğrenmek. Mesela geçen gün bir tarif denedim; 1600’lü yıllarda Fransız bir kadının mektuplarında rastlanan bir isim, o ürünün ismi. Ve bu beni çok etkiliyor. Bir ürünün lezzeti bulunduğu yere göre değişiyor. Bunun en güzel örneği Cheesecake. İlk defa olimpiyatlarda yapıldığı zaman keçi peyniri ve baldan oluşan bir tatlıymış. Yalnızca üst düzey insnalara ikram ediliyormuş. Aslında kökeni tamamen Yunanlılara dayanan bir tatlı Cheesecake. Daha sonra Avrupaya farklı formlarda yayılıyor. Amerikada da ilk yapılışı, Philadelphia peyniriyle yapılır bu arada cheescake… Bir çiftçi, çiftliğinde peynir yaparken peynire yanlış bir işlem uyguluyor. Ve krem peynir ortaya çıkıyor. Tamamen tesadüf eseri… Sonra şu anda Philadelphia’nın sahibi bu peynirin patanteni alıyor. Ve Amerikan Cheesecake’ i de böyle ortaya çıkıyor.

Takip ettiğin ve etkilendiğin şefler kimler?

Pierre, Alain Ducasse, Jamie Oliver mesela çok ünlü, bilenen bir şef. Çok güzel şeyler yapıyor o da. Daha pratik tarifler yapıyor. Görsellikten çok lezzete önem veriyor. Anthony Bourdain bir başka etkilendiğim şef. Gordon Ramsay aynı şekilde… Tabi bu kadar derinlemesine inince beni şaşırtan bilgilerle karşılaşıyorum. Mesela Rusların, Japonların, Endonezyalıların ve Avusturalyalıların da Fransalılar kadar başarılı olduklarını gördüm. Fransız tatlıları yapıyor onlar da ama en az Fransızlar kadar başarılı yaptıklarını söyleyebilirim. Özellikle de Japonlar bu işte çok iyi.

Kendini hangi mutfağa yakın hissediyorsun?

Aslında her mutfağa diyebilirim. Çünkü her ülkeden bir şeyer yapıyorum. Hepsini yapmak bana büyük bir zevk veriyor. Ayrıca kendi ülkemin de her şeyini çok seviyorum. Bir baklava için ölürüm mesela. Ama daha çok yapmak istediğim ve tariflerini benimsediğim mutaf Fransız mutfağı, yani Fransız tatlılarıdır.

Aslında konu mutfak sanatları olunca sorulacak birçok soru var ama ben daha fazla uzatmadan blogunla ilgili olarak bir kaç soru sorup bitireceğim röportajı. Blogunda şu anda 18865 takipçin var. Takipçilerinin genel profilinden bahseder misin, kimler takip ediyor seni?

%99 kadınlar takip ediyor diyebilirim. Takipçilerimin bir bölümünü Türkiye’ den ve dünyadan ünlü şefler oluşturuyor ve benim takip ettiğim bazı dünyaca ünlü şefler de beni takip ediyor, bu benim için çok mutluluk verici tabi. Bir bölüm de çok genç kesim, üniversite öğrencileri…

Ev hanımıyken birden takip edilen, televizyon programlarına katılan bir blogger oldun. Bu senin ürettiklerine ne kattı?

Hep daha iyisini ve daha güzelini yapma anlamında bir katkısı oluyor. Ya olmazsa, ya kötü yaparsam kaygısı oluyor. Çünkü bir beğendirme kaygısı var. Aslında yine kendi kendime beğendirmek önemli olan başta.

Evet,son soru; gelecekle ilgili planlarını ya da hayallerini öğrenebilir miyim?

Bir tane kafe açmak istiyorum. Ama kendime güvenemiyorum. Çünkü ben çok sıkılgan bir kadınım. -gülüşmeler- Aslında ilk başta çok istiyordum fakat sonra oturup biraz düşündüğüm zaman bir yere bağlı olarak bir iş yapmak bana göre değil gibi geliyor. Yani bende şu var; yaptığım şeyi özgür yapmalıyım. Mesela sipariş isteseler onu yapabilir miyim bilmiyorum. Çünkü çok fazla strese giriyorum. Ve birisi bana şu pastanın şurası böyle olsun dediği zaman yapamam ben özgürce yapmalıyım o pastayı.
Aynı zamanda kitap yazmayı çok istiyorum. Aslında çok istiyorum değilde çok fazla baskı var kitap yaz diye… Ama şu an için hiç ona vakit ayıracak durumda değilim. Ve okula gitmeyi çok istiyorum. 80 yaşına da gelsem deli gibi yemek okuluna gitmek istiyorum!

Blogu incelemek için linke tıklamanız yeterli :  http://www.pinarsdesserts.com/ 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s