SAHAFLAR CARSISI MI, KITAPCILAR CARSISI MI ?


Beyazıt Sahaflar Çarşısının akıntıya karşı kürek çeken sahafı Mehmet Güngör,yıllarını bu mesleğe adamış usta sahaf İbrahim Manav ve Şener Altınköprü ile çarşının bugün kimliğinden ödün vermeye başlaması hakkında konuştuk.

Beyazıt Sahaflar Çarşısı,sizi Beyazıt Meydanı’nın yorucu kalabalığından alıp bambaşka bir zaman dilimine usulca bırakan,masalsı sessizliği ile içeriye girmeden bir saniye önceki dünyayı unutturan,sahaf dükkanlarının arasından sizi Sedefçiler Kapısından tekrar o hızlı dünyaya, Kapalıçarşıya uğurlayan, uğurlarken aklınızda güzel hatıralar bırakan bir zaman tünelidir.Ancak son yıllarda içimizde ki bu güzel duyguları yaralayan,zaman tünelinin dışındaki hızlı dünyayı bu sakin yere getiren sınava hazırlık kitapları gibi kitaplarla karşı karşıyayız.Sahaflar Çarşısı’nın 15.yy’a dayanan tarihi birikimine yapılan bu haksızlığı daha iyi anlayabilmek ve anlatabilmek için Beyazıt Sahaflar Çarşısı’nın dev çınarı İbrahim Manav ile sohbetimize sahaf denilen kişinin kim olduğunu sorgulayarak başladık.

Sahaf kelimesi eski kitap alıp satan kişi anlamına gelmektedir.İbrahim Manav, sahafın kitap satıcısı olduğu kadar kitap imalatçısı olduğunu ifade ederken matbaanın olmadığı yıllarda kitap meraklısının sahaflara gelerek başta Kuran­ı Kerim olmak üzere Hadis-­i Şerif,coğrafya,edebiyat kitapları sipariş ettiğini,sahafın siparişi aldıktan sonra çevresinde bulunan sırasıyla hattatların,teshipçilerin ve son olarak mücelledin emeği ile kitabı ürettiğini anlattı.İbrahim Bey, “Annem burada çorapçıya veya baharatçıya gelir alış­veriş ederken ben annemin kolundan tutar,tabi o zaman 7­-8 yaşlarındayım, resimli romanlara giderdim” sözleriyle geçmişi anımsamasının ardından konuşmasına “Sahaflık sevgiyle başlar.Kitap sevmeyen bir insan sahaflık yapamaz” ifadelerini ekledi.

1460 yılında Kapalıçarşı’nın inşaatının tamamlanmasıyla çarşının içerisinde biraraya toplanan sahaf dükkanları 1894 İstanbul depremine kadar burada hizmet vermişlerdir.Sahaf dükkanları İstanbul depreminin ardından eski adıyla Hakkaklar Çarşı olarak bilinen, bugünkü yerlerine yerleşmişlerdir.Beyazıt Sahaflar Çarşısı 1950 yılında çıkan yangınla birlikte tamamen külolmuş,dükkanların içerisinde ki binlerce yazma eser dumanların arasında kaybolup gitmiştir.Bu büyük yangının ardından İstanbul Belediyesi ahşap dükkanları betonermeye çevirerek çarşıya bugünkü mimari kimliğini vermiştir. 45 senedir sahaflık yapan Şener Altınköprü ise eski sahaflar çarşısını şöyle anlattı; “El arabalarında ikinci el kitap geliyordu ve sokakları dolaşıyordu.Nasıl ki çamaşır alıp mandal verirler öyle kitap alıyorlardı.” Şener Bey bir başka hatırasını ise şu sözlerle ifade ediyor; “kitaplığı olan birisinin vefatından sonra ailesi o kitaplığı getirip buraya satardı.Hatta bir sahaf bu kitaplığı satın almaya kalktığında parası yetişmez,bir kaç sahaf birleşip bu kitaplığı satın alırlardı.Ardından satın alınan kitaplar mezat yerinde konularına göre ayrılır,her konunun uzmanına haber verilir onlarda mezat yerine gelir kütüphanelerinin eksiklerini açık arttırma ile tamamlarlardı.”

Şener Altınköprü
Şener Altınköprü

BU BİR ARZ TALEP MESELESİ

İlkokulu bitirdiği yıllardan itibaren babasına yardım etmek amacıyla sahaflık mesleğine adım atan ve halen bu işi severek yapan 42 yaşında ki Mehmet Güngör’e başta Beyazıt Sahaflar Çarşısı olmak üzere sahaf çarşılarının yaşadığı dönüşümü değerlendirmesini istediğimizde durumu normal bulduğunu belirtti.Bunun nedeninin memlekette sınavlara hazırlanan aşağı yukarı on milyon gencin potansiyel müşteri olduğunu söyleyen Güngör,sözlerine şöyle devam etti; “İnsanlar daha kolay yapabildikleri,her gün satabildikleri kitapları raflarında bulundurmayı tercih ediyorlar.Neticede bu bir arz talep meselesi.Ve kimse size sahaflık yapıyorsunuz diye madalya takmıyor.”
Dönüşümü yaşayan sahaflardan Şener Altınköprü de Güngör gibi durumun arz talep meselesi olduğunu vurguluyor.Altınköprü, sahafların bugünkü halinden şikayetçi olmadığını sahaflarda ki bu durumu çeşitlilik ve branşlaşma olarak gördüğünü sözlerine ekliyor.
İbrahim Manav’a çarşının bugünkü hali der demez o da eski okuyucuların kalmadığının hatta edebiyat fakültesi öğrencilerinin bile eski türkçe kitaplardan ziyade kitapların yeni türkçeye çevrilmiş halini tercih ettiklerinin altını çiziyor.

RÖNESANS’I VE AYDINLANMA ÇAĞINI ISKALADIK

İbrahim Manav
İbrahim Manav

İbrahim Manav,türk toplumunun popülizmi sevdiğini,ciddi kitapların ilgi çekmediğini ve bunların nedeninin kültürümüze sahip çıkmamızdan kaynaklandığını düşünüyor. Aynı zamanda bugünkü durum rönesansı ve devamında aydınlanma çağını ıskalamamızın bir sonucu ona göre.Rönesansın getirdiği roma kültürünü,roma hukukunu,Aydınlanma Çağının getirdiği özgürlüğü,eşitlik sistemini ve sosyal hakları yakalayamamış olmamızın bu konu üzerinde büyük etkisi olduğunu belirten Manav konuşmasına İlber Ortaylı’nın sözleriyle devam ediyor; “Bir toplum hukukla sanatı iyi algılamıyorsa o toplum geri kalmaya mahkumdur.” Bu sözlerin üzerine kendisine bu geri kalmalar sonucunda mı bugünlere geldik diye soruyoruz ve bize iç çekerek maalesef evet,diyor.

Mehmet Güngör ise durumu daha çok günümüz perspektifinden değerlendirerek 1985 yıllarında başlayan ve günümüze kadar süregelen yüksek kiralar,vergiler,ölen sahafların yerine yeni neslin yetişmemesi gibi daha bir çok nedenin etkili olduğunu bunun derin bir mevzu olduğunu tırnak içine alarak belirtiyor.

Şener Altınköprü,ilk başta eski kitap alım satımı yaptıklarını fakat İstanbul’un birçok semtimde bu işi yapanların sayısının artmasıyla eski kitapların ellerine ulaşmadığını aynı zamanda artık eski okuyucularında kalmamasını okuma kültürünün ailelerce devam ettirilememesine bağlayarak kısa bir değerlendirmede bulunuyor.

İKİNCİ EL KİTAP UCUZ KİTAP DEMEK DEGİLDİR!

Mehmet Güngör’e göre ikinci el kitap ucuz kitaptır gibi bir algı var toplumumuzda. Kiloyla kitap arayanların olduğunu söyleyen Güngör bu yanlış algıyı düzeltmek için çöpten bir kitap bulsa bile bu kitabı değerlendirirken ne versem kardır mantığından hareket etmediğini,kitabın kapağını açıp sayfalarına baktığını,içeriğini ve temizliğini göz önüne alarak bir değerlendirme yaptığını belirtiyor.Sahaflığın bunu gerektirdiğine inanan Mehmet Bey sohbetimizin devamında eğitim sistemimiz ve üniversite öğrencileri hakkında şunları söylüyor; “Biz eğitim sistemi olarak öğrencilerimizi kitaptan nefret eden bir gençlik yetiştiriyoruz.Bizim gencimiz kitabı gördüğü zaman kitaptan nefret ediyor.Çünkü bizim eğitim sistemizde kitap zevk için okunmuyor.Oysaki kitap bir zevktir.Şunu da görmek lazım.Annesi, babası kitap okumayan,evinde kütüphane adına bir tane bile kitabı olmayan ve bu ortamda sadece televizyon seyrederek,bilgisayar oynayarak büyüyen bir çocuğun,bir gencin kitap sevgisiyle dolu olmasını beklemek bence hayalcilik olur.Bu bir kültür meselesidir.Siz eğer annenizi babanızı kitap okurken gördüyseniz,çocukluğunuzda boyama kitaplarıyla hayata başladıysanız sizin mutlaka o selülozun kokusuna bir aşinalığınız olacaktır.
Şuanda gençlerden baktığınız zaman kitap okumayı sevenler nasıl kitap okuyorlar biliyor musunuz? Böyle popüler kültür kitaplar,gel­geç kitaplar.Üç sene evvel fantastik romalar meşhurdu ondan sonra vampir kitapları meşhur oldu,şimdi yeraltı edebiyatı meşhur.Kitap okumak bu değildir.Kitap okumak her kişinin kendine ait zevkidir ve o zevke istinaden seni ne doyuracaksa onu alırsın.Bazen bir kitabın kapağına vurulursun onun için alırsın,bazen eski kitap için konuşuyorsak kitabın içinde ki senden önceki okuyucunun bir tek notuna o kitabı okursun,o kitabın sadece cildi için o kitabı alırsın.Bunu nasıl kelimelere dökerim bilemiyorum ama kitapla duygusal bir bağın olur, o an onu seversin, ona sahip olmak istersin ve alırsın.Bazende işte içinde ki yarım sayfalık bilgi için alırsın.Ama üniversite gençliğinin böyle bir talebi var mı? Hayır,öyle bir talebi yok.Onlar internetten kopyala,yapıştır…
Öğretmenlerimiz de sağ olsunlar bu tür ödevleri kabul ediyorlar.Ben bugün milli eğitim bakanlığının bir öğretmeni olsam, benim önüme yarım sayfa el yazısıyla gelmiş bir ödeve mi tam puan veririm ya da kopyala yapıştır yoluyla bilgisayar çıktısıyla on sayfalık bir ödeve mi tam puan veririm? Ben açık konuşayım ben öğretmen olsam o yarım sayfa el yazısı ile gelmiş ödeve tam puan vermeyi tercih ederim.Bizim öğretmenlerimiz de kolaycı.Şimdi ben düşünüyorum acaba kaç tane öğretmenimiz kendi verdikleri o ödevi oturup okuyup değerlendiriyorlar?”

Mehmet Güngör
Mehmet Güngör

HİÇ BİR SAHAF DÖNÜSÜMÜ YASAMAMIS OLSAYDI…

Beyazıt Sahaflar Çarşısında hiçbir dükkan değişimi yaşamamış olsaydı,gerçekte değişimin yaşandığı zamandan bu zamana genel olarak müşteri sayısında ne gibi bir değişim olurdu şeklinde bir soru sorduk sahaflarımıza ve hepsi bu konuda hemfikir gibi gözüküyorlar.Çünkü hiçbiri müşterilerinin azalacağını düşünmüyor.Bu sorumuz hakkında Mehmet Güngör şöyle bir açıklamada bulunuyor; “Sahaf dükkanlarının kendine has bir müşteri profili vardır.Bunlar sokaktaki sıradan okuyuclar değillerdir.Bizim müşterimiz gelir, kitaba dokunur, kitabı koklar, tenefüs eder, onunla bir duygusal bağ kurar, ona sahip olmaktan bir haz alır, yeri gelir hiçbir şey yapmasa oturup o kitapları seyreder.Ben çok değişik insanlar tanıyorum bu konuda o yüzden sahaflar eski ambiyansını korusaydı müşterisi azalır mıydı? Hayır. Zaten varolan müşterileri bu kez bizleri daha kolay bir arada bulacağı için bizleri daha sık ziyaret ederlerdi.Böyle bir avantajı olurdu diye düşünüyorum.”

“DEVLET BÜYÜKLERİ BU KONUYA EL ATMALI”

Sahaflar esnafının kendilerini geliştirerek belli alanlarda uzmanlık sahibi olmaları gerektiğine inanan Mehmet Bey, yeni yetişen nesillerin akademik eğitim aldıkları alanlarda, örneğin sanat tarihi okuduktan sonra sanat tarihi üzerine bir sahaf dükkanı açarlarsa sahaflığın iki üç kademe üst seviyeye taşınıp bir doktorluk bir avukatlık gibi saygın bir meslek olabileceğinin altını çiziyor.Fakat sahaf dükkanlarının böyle devam ederlerse, kelepir kitap denilen korsan kitap satan dükkanlara dönüşebileceğine de değiniyor.Bu uzmanlık alanlarının oluşumunun sahafların tek başına yapabileceği bir şey olarak görmediğini belirten Güngör sözlerine şöyle devam ediyor; “bu kesinlike insanların bireysel olarak başarabileceği şeyler değiller.Bunu devlet organize etmeli.Çünkü bu bir kültürdür.Ve isanları bir arada tutan şeydir kültür.Ve siz kültürünüzü yaşatmak için canlı tutmak için devlet olarak bir takım adımlar atmak zorundasınız.Devlet büyükleri de bu konuda adım atmalı.Atarlar mı bilmiyorum ama bu geç kalınmış ve kesinlikle yapılması gereken birşey diye düşünüyorum.”

DSCF7896

ESKİDEN BASILMIS KİTAPLAR DAHA DEGERLİ HALE GELECEK

İbrahim Manav sahaflık yapmanın gerçekten zor bir meslek olduğunu,sahafların bugün yeni basım kitapları satışa sunmayı tercih etmelerinde ki amacın evlerini geçindirmek olmadığı,daha çok para kazabilmek amacıyla bu yola başvurduklarını söylerken geleceğe dair umudunun olmadığınıda belirtiyor.

Mehmet Güngör’ün sahaflık mesleğinin geleceğine dair tespitleri ise sahaflığın insan olduğu sürece, kitap olduğu sürece devam edeceğine yönelik.Mehmet Bey konuyla ilgili olarak geleceğe dair kağıda kitap basılmayacağı,herşeyin dijital ortamda olacağı yalnızca çok değerli kitapların kağıda basılacağı öngörüsünde bulunuyor.Güngör,yapmış olduğu öngörüye ek olarak “İnsan doğasında varolan birşey vardır; az olana merak ve eğilim uyanır.Bu durumda ne olur? Eskiden basılmış olan bu kitaplar, daha değerli hala gelir” diyor.Kendisinin bu mesleğe dair umutları ise devletin gerçekten bu işi bilen gerekirse bu işin okulunu okuyan bilinçli sahaflar yetiştirmesi.

SAHAFLAR ÇARSISININ SEYİR DEFTERİNDEN…

İbrahim Manav ile sohbetimiz sırasında sahaflık mesleğine çırak olarak başladığı yıllarda çarşıya bir çok yazarın gelip gittiğini ve yazarların sahafların oluşturduğu anı defterine kitaplar hakkında, sahaflık hakkında yazılar yazdıklarını öğreniyoruz.İbrahim Manav o zamanları şu sözlerle anımsıyor; “Bir gün Hasan Ali Yücel geldi,Milli Eğitim eski Bakanı.Bu deftere çok şeyler yazdı.Ama Hasan Ali Yücel, o deftere bir şey yazdı ve o benim sahaflık hayatıma hakikaten bir nevi neşe getirdi ve sahaflığı daha fazla sevdim”. Manav’ı böyle derinden etkileyen yazıyı merak ediyoruz ve o da bunu bizimle paylaşıyor;

“Bir insan bir şey alacaksa kitap almalı,bir şey satacaksa kitap satmalı.Çünkü hiç bir nimet onun kadar kıymetli olmamıştır”

—HASAN ALİ YÜCEL / 27 Ağustos 1957

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s