FİLMLERİM EVLATLARIM GİBİ


Tabutta Rövaşata, Çamur, Filler ve Çimenler, Nokta, Gölgeler ve Suretler gibi başarılı filmlerin yaratıcısı, yurt içinde ve yurt dışında birçok ödüle layık görülen usta yönetmen Derviş Zaim ile filmleri ve Türkiye de sinema eğitimi üzerine kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Bütün filmlerinizin hikayelerini kendiniz yazıyorsunuz ve kendiniz yönetiyorsunuz. Bunun temel nedeni nedir?Hikayelerinizi bir başkasına emanet etmek istemiyor musunuz ya da başkalarının hikayelerini yönetmek size doğru gelmiyor mu?

Başka insanların hikayeleri ile çalışmak isterim. Ama insanın kendi yazdığı hikayeyi çekmesi yapımın her aşamasında ona özgürlük bahşettiği için bu yolu tercih ediyorum. Tabii bu yolun da dezavantajları var. Etraftan yardım Alma, sürgün alma şansınız azalıyor.

Bir film üreteceğiniz zaman sizi heyecanlandıran şey nedir?

Filmde sizi heyecanlandıran şey filmden filme değişebilir. Ele aldığınız konu, konuyu ele alış biçiminiz, daha evvel böylesi bir işin yapılıp yapılmadığı gibi faktörler konu üzerinde etkilidir.

Yapmış olduğunuz filmler arasında sizi en çok mutlu eden film hangisi olmuştur? Ve bunun nedeni nedir?

Filmlerim evlatlarım gibi oldukları için onları herkese açık biçimde değer skalasına tabii tutmak doğru olmaz. Çünkü bu tavır sanki ben aralarından hangisini daha fazla benimsiyormuşum gibi kamuya açık bir okuma biçimi getirme tehlikesi yaratır ki bu filmlerin seyircinin okumalarına açık bırakılması gerektiği düşüncesi ile ters bir düşünce teşkil eder.

Bir film üretim sürecinde ne gibi sorunlar yaşıyorsunuz?

Çok farklı ve sayılarıda değişen sorunla karşılaşmak mümkün. Standart sorunlar değillerdir bu sorunlar. Çünkü projeye göre değişirler. Bu arada her projede bulunabilecek problem, finansmanın elde edilmesi ile yapım ögelerini eldeki finans kaynağının elverdiği ölçüler içinde tutmaya çalışma çabası biçiminde ifade edilebilir diye düşünüyorum. Bu iki kategori her projede aşılması ve halledilmesi gereken bir sorundur.

Yaşadığınız sorunları da ele alırsak her yaptığınız filmin bir diğerine ne gibi bir katkısı oluyor?

Eğer yaşadıklarından ders almak gibi bir özellik varsa tecrübe haznenize yazılıyor.

Peki, bu yaşanan sorunlar olsun, ülkemizin sinemaya ve sinemacıya bakış açısı olsun sizi pes etme noktasına getirdi mi? Sinemadan vazgeçmeyi düşündünüz mü hiç?

Sinemadan vazgeçmeyi düşünmedim hiç.

Ülkemizde üretilen değerli filmleri büyük bir ilgi ile karşılayan insan sayısının maalesef ki az olduğunu görüyoruz.Sanat için değil de ticaret için üretilen “gişe filmleri” daha çok ilgi çekiyor.Bu iki tür arasında ki ayrımı izleyici mi yoksa film üreticileri mi belirliyor?

Sistemin kendisi belirliyor dersek daha doğru olur. Sinema sektörü de başka birçok şey gibi bir sistemin içinde doğar, gelişir. Bu sistemin ekonomik, kültürel, sosyal vs boyutları vardır. Bu boyutlar ortak biçimde seyir, sinema, seyirci gibi faktörlerin nasıl olacağı üzerinde etki ederler.

Bu iki tür arasında ki ayrımın oluşumundan konuyu ülkemizde ki sinema eğitimine bağlamak istiyorum.Öncelikle üniversitelerin Sinema – TV bölümlerine girişin coğrafya, tarih çözülerek belirlenmesini doğru buluyor musunuz? Ve üniversitelerin Sinema – TV bölümlerine öğrenci alımlarının nasıl olması gerekiyor?

Sinama bölümüne girecek olan adayların sinama düşünülerek bir sınav sistemine tabii tutulmaları eşyanın gereğidir. Ama sinemacı olmak isteyen bir adamın hayattaki birçok şeyden haberdar olması gerektiğine de şahsen inanırım.Teori ve pratiği beraber ele alan ve buna göre seçim sisteminde hata yapma riskini azaltmaya çalışan, uygulanabilir bir eleme sistemi olması lazım.

Radyo, sinema, televizyon ayrı uzmanlık alanları fakat bu uzmanlık alanları ülkemizde aynı anda okutuluyor. Bu böyle mi olmalı?

İleride farklılaşacağını düşünüyorum.İletişim fakültelerinden mezun olan insanların yapısı ile ilgili önyargı denebilecek bir saptama vardır.Denilir ki o önyargılı saptamada, iletişim fakültelerinden mezun olanlar her şeyi bilirler ama yarım yamalak bilirler.

Staja giden öğrencilerin bir kısmı okulda öğrendiklerinin yetersiz olduğunu, işi sektörde öğrendiklerini dile getiriyorlar.Okullarda nasıl bir sistem uygulanmalı ki öğrenciler mesleklerini gerçek anlamda öğrenebilsin?

Pratikle teorinin at başı gitmesi lazım. Pratiği tek başına yüceltmemek, tersini de yapmamak lazımdır.

Şuanda ki öğrenci potansiyelini nasıl buluyorsunuz? Bu bağlamda gelecek yıllarda ki Türk Sineması nasıl olacak?

Sinema okuluna giden öğrenci okula gitmeden önce ya da eğitimi esnasında kafasında bir proje oluşturur ise o eğitim ona maksimum fayda sağlamaya başlar. Aksi halde kültürlü bir insan olarak mezun olma ihtimali olan birisi olarak kalınabilir. Bu bakımdan kendini geliştirme şansı bulanlar sistemin elverdiği ölçüde sinema sektörü içinde ileride kendilerine yer bulabilecekler.

İyi bir Sinema – TV öğrencisi bir gününü nasıl geçirmeli?

Okuyarak, yazarak, izleyerek. Ve belki de en önemlisi eğlenerek.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s